İnsan da bir makina
gibidir. Sadece Allah Teâlâ`ya ait olan yaratma sanatı ile meydana getirdiği
bir şaheser. Allah Teâlâ`nın bütün kainatı emrine verdiği tek varlık.
Yeryüzündeki halifesi. Kulu.
İnsanoğlunu ta
yaratılışından beri rahat bırakmayan, onları köle ve kullaştırma ameliyesine
talip beşeri mimarlar da var. Halbuki bunlar da o tahakküm altına almak
istedikleri insanların arasından çıkmışlardır. O kendilerine kul yapmak
istedikleri insanlar gibi etten ve kemiktendirler. Onlardan farklı yaratılmamıştırlar.
Dahası onlar da birer kuldurlar. Fakat onlar, kendilerini hemcinslerine hakim
kılma ya da hakim hissetme hastalığının pençesinde kıvranmaktadırlar.
Kainati yoktan var
eden Allah Teâlâ`nın bir icadı olan insana akıllarınca kendi arzularına uygun
kanunlar, kurallar koyuyorlar. Ancak bu kanunlar ve kurallar, insanın
mükemmellik vasıflarını zedeliyor, onu hasta hale getiriyorlar. Onu insan
olmaktan çıkarıyorlar. Yani bozuyorlar.
İsterseniz bunu bir
misalle açıklamaya çalışalım.
Bir usta, icad ettiği
bir makinanın, bir otomobilin kanunlarını kendisi koyar. Bu kanundaları da
şöyle sıralar:
- Bu arabada yakıt
olarak benzin kullanılacak.
- Soğutma için su
kullanılacak.
- Motorun randumanlı
çalışabilmesi için yağ kullanılacak.
- Suyun buz tutup
motoru patlatmaması için antifiriz kullanılacak.
- Kaportanın paslanıp
çürümemesi için boya kullanılacak.
- Şu kadar kilometre
hız yapabilir.
- Şu kadar yağ
doldurulacak.
- Şu kadar su
doldurulacak.
- Şu kadar sürede ya
da kilometrede bir yağı değiştirilecek.
- Yağ filitresi şu
kadar sürede değiştirilecek
- Hava filitresi şu
kadar sürede değiştirilecek.
- Şu kadar sürede bir
kez servise getirilecek.
- Vesiare, vesaire...
Bu otomobilin
üretildiği devlet, "hayır bu otomobilin kanunlarını rafa kaldırıyorum. Bu
otomabilde benim kanunlarım geçerli olacak:
- Benzin yerine su
konulacak.
- Yağ yerine şeker
doldurulacak.
- Su deposuna
havagazı doldurulacak.
- Antifirizi toptan
kaldırdım.
- Ustanın yazdığının
üç katı hız yapacak.
- Yağ limitini üç
katına çıkardım.
- Yağ filitre hiç
değişmeyecek.
- Hava filitresi de
hiç değişmeyecek.
- Su limitini dörtde
bire indirdim.
- Kaporta boya yerine
çamur ile sıvanacak.
- Vesaire,
vesaie.."
Bunları deme şans ve
hakkına sahip midir? Hayır! Bu hakkı ancak o motoru icad eden usta
kullanabilir. Fakat o motorda gerekli değişikliği yapabilmesi halinde bu hakkı
kullanabilir. O zaten icad ederken, belli vasıflara göre icadını
tamamlayabilmiştir.
Bu arabanın
üretildiği devlet, hayır bu hak bana verilmiştir. Ben usta falan tanımam. Ancak
benim dediğim olacak derse ne olur?
Ne olacak!
Ustanin koyduğu
kanunların dışına çıkılacağı için, o otomobil çalışmaz, dahası hurdaya çıkar.
Bu misal anlaşıldı
ise, ikinci soruya geçebiliriz.
Devlet ya da
devletlerin, yaratıcısı Allah olan insanın yaratılış kanunlarına muhalefet
edip, kendi beşerî kanunlarını dayatabilir mi?
İnsan icadı olan bir
motor için konulan kanunlara müdahale hakkı olmayan devletlerin, Allah`ın
kulları için kanun koyma hak ve selahiyeti olabilir mi? Beşerin icadına
müdahale hakkı olmayanların, Allah’ın icadına nasıl müdahale hakkı olabilir?
Asla olamaz. Böyle
bir hakkın kendilerine ait olduğunu iddia edenler ve bu hakkı kullanmaya
kalkanlar şu yanlışların altına imza atmış olurlar.
1. Allah`ı inkar
etmiş olurlar.
2. Kendilerini ilah
ilan etmiş olurlar.
3. Allah`ın
kanunlarını inkar etmiş olurlar.
4. Allah`ın kanun
koyma yetkisini çalmaya kalkmış olurlar.
5. İnsanları
kendilerine kul etmiş olurlar.
6. Yeryüzünde
bozgunculuk yapmış olurlar.
Hak ve batıl
savaşının kesintisiz devam ettiği şu dünyada, bugün Allah`ın kanunlarına
müdahale küçümsenemeyecek dereceye ulaşmıştır.
İnsan yapısı olan
eşyanın kanunlarına zerre kadar müdahale edemeyenler, Allah`ın kulları için
koyduğu eskimez, değişmez kanunlarına müdahale hakkına sahip oldukları vehmine
kapılıyorlar. Mühürü eline alan, erken kalkan, makamını sağlamlaştırmaya
çalışan herkes o duvara tosluyor. Bunu da bir marifet addederek yapıyorlar.
Kendilerinin icadı
olan beşerî kanunları dayatanlar, bundan ne kazanıyorlar dersiniz?
Açık bir ifade ile
söylemek gerekirse, dayattıkları beşerî kanunlarla hem kendilerinin, hem de
milyarlarca insanın dünya ve ahiretlerini karartacaklarına, hakkın kanunlarına
sarılsalar ve onunla yönetseler olmaz mı?
El cevap olmaz!
Çünkü Hakk`a boyun
eğmeleri onları rahatsız eder. Onların asıl özellikleri güneşi sevmiyor
olmalarıdır. Yani onlar hakkın hakimiyetinden rahatsız olurlar. İyilik onların
katında ne kadar sevimsiz ise, kötülük de onlar için o kadar sevimlidir. Onlar
hep kötülük isterler. Kötülük ekilen ve kötülük biçilen bir dünyayı arzu
ederler.
Eski bir
milletvekili, söyle bir fıkra anlatmıştı.
Bir adam rüyasında,
bir çeşme görüyor. Bu sudan içen herkes deliriyor. Bu sudan sadece rüyayı
görenin kendisi ve hanımı içmedikleri için o ikisi delirmiyor.
Derken, bu deliler
toplanıyorlar ve bir devlet kuruyor, kanunlar icad ediyor, hükümet kuruyorlar.
O sudan içmedikleri için deli olmayanlara deli damgasını vuruyorlar. Onlarla
alay ediyorlar... Onlara hakaret ediyorlar... Zulmediyorlar... Deli diye
bağırıyorlar. Rüyayı gören adam; "Gel hanım! Bu böyle olmayacak.
Bizde o sudan içip onlar gibi delirelim" diyor."
Yaratılmış olanlar,
benimle ilgili, bana uyan, fıtratımı ve yaşantımı örselemeyen, benim kendimi
hür hissedebildiğim, başkalarının da beni köle olarak görmeyeceği kanunları
nasıl bulup da vaaz edecekler? Yani beni, kendisini; daha somut ifade ile
insanı tanımayan insan, kendisi ve diğer insanlar için nasıl kanun koyacak?
Biraz daha yakına
gelelim ve tekrar sormaya başlayalım.
Başkaları benden daha
mı akıllı ki, benim için kanun yapacaklar? Ben daha çok mu akıllıyım ki,
başkaları için kanun yapacağım?
Soruları çoğaltmak
mümkün; ama, yeterli bir cevap almak, hatta olumlu ya da olumsuz bir cevap
almak asla mümkün değil.
Biz Yaptık Oldu
Birçok devletin
idarecileri bu havadalar: "Biz yaptık oldu" havasında... Onlar,
kendi, küçücük beyinleri ile koydukları kurallarla insanları toptan
kullaştırdıklarını, köleleştirdiklerini, aynı zamanda da kendilerini
ilahlaştırdıkarını biliyorlar mı acaba?
Onlara sorarsanız
insanların iyiliğine çalışmaktan başka bir şey yapmamışlardır,
yapmamaktadırlar. Aynı zamanda suçsuzdurlar. Fakat siz, gerçeği ortaya koymak
için daha ağzınızı açmaya hazırlandığınız anda itirazlar, karalamalar,
suçlamalar, linç etmeler, tutuklamalar, mahkum etmeler, işkenceler ve katliamlar
da başlar. İnsanlığın hayrına çalıştıklarını söyleyenlerin, bir anda insanlık
katili olan çehreleri gözükür. İste o an gerçeklerle yüz yüze gelir insan.
Allah Bizi İmtihan
Ediyor
Böyle bir an,
Allah`ın sizi imtihan ettiği andır. Zulme direnir, Allah`ın hukukundan geri
adım atmazsanız, imtihanı kazanmış olursunuz. Çünkü dünya ve dünyadakileri
elinizin tersi ile itiyor, hayatınız pahasına zulme dur diyorsunuz. Hakkın
hakimiyeti uğruna herşeyi göze almış olmanız sizi hem Hakk`ın, hem de halkın
gözünde kahraman yapar. Bu da, hakka ve halka düşman idarecilerin cinnet
getirmesine sebep olur. Siz, o an bu zavallıların cinnet hallerini
anlatabilecek kelime bulamıyacağınız gibi, o anı tarif etmek için
karşılaştırabileceğiniz bir varlık dahi bulamazsınız.
Hakka Düşmanlığın Adı
Çağdaşlık...
Evet, hakka
düşmanlığın adı medeniyet, iliericilik, çağdaşlık olunca, sizin adınız ister
istemez kötü vasıflarla anılacaktır. Batıl düzenlerin hakimleri size "siz
busunuz" diyorsa; bunu asla değiştiremezsiniz, asla reddedemezsiniz.
Kainat var oldukca bu vasıflar hiç değişmeden sürüp gider.
Adam hakikate
düşmanlik eder, medeni(!) olur. Adam inkarcılık yapar, çağdaş olur. Adam
insanlığı topyekün katliama tabi tutar, hümanist olur.
Fakat istediğiniz,
özlediğiniz, Allah Teala`nın emrettiği gibi iyi bir insan olma hakkınız yoktur.
İnsan sayılmanız için
onların kalıbına uymanız, dahası onların dinine girmeniz gerekir. Bu kalıp
şeytanın kalıbı, din de şeytanın dinidir.
.jpg)