Hamd Allah Teâlâ’ya, salat ve selam Allah Rasulü Muhammed Mustafa
(s.a.v.)’e ve Allah Teâlâ’nın rahmeti, bereketi ve yardımı tüm iman eden
kulların üzerine olsun.
Muhterem Milletvekilleri!
Otuz yıla yakın bir zamandan beri vatan hasreti çeken bir kardeşiniz olarak
size gurbetten seslenmek istiyorum. Bu seslenişi, vatan hasreti ile ömür
tüketmiş olan bir insanın haykırışı... Vatana duyulan özlemden dolayı
karanlıkları yırtan çığlığı... Ve son toprak parçamız olan Anadolu Yarımadası
üzerine oynanan oyunları gören bir gurbetçinin acı feryadı belki size
oturduğunuz yeri, makamınızı ve vazfelerinizi yeniden sorgulamanız konusunda
bir vesile olur umudunu taşıyorum.
Sizleri oraya taşıyan milletimizin sizlerden neler beklediğini, bu
beklentilere nasıl cevap vermeniz gerektiğini ve vazifelerinizi size anlatacak
değilim. Çünkü sizler bu milletin oyları ile oraya geldiniz. Size verilen
oyların gereğini yerine getirmek, bu millete ve vatana olan borçlarınızı ödemek
için gayret sarfetmeniz asıl vazfelerinizdendir. Çünkü vatandaş, verdiği bir oy
ile her türlü hakkını size teslim etmiş demektir.
Çünkü oy namustur. Oy şereftir. Oy bir insanın her türlü hakkını
idarecilere teslim etmesinin imzasıdır. Sizlerinde bu anlaşmaya sonuna kadar sahip
çıkma ve gereğini yerine getirme mecburiyetiniz var.
Kiminiz bir, kiminiz iki, üç dönem, hatta daha fazla bir zamandan beri
meclis çatısı altındasınız. 2002 yılından beri iktidarda olan AK PARTİ birçok
badireler atlattı fakat hepisinden de alnının akı ile çıktı. Tabii bu arada bu
millet için, bu ülke için, hatta bütün dünya mazlumları için yapılacak olan
birçok hizmet aksadı.
2012, 2013 ve 2014 yıllarında zuhur eden hadiseler ise tamamıyla bu millete
ve bu vatana kasteden Allah Düşmanları’nın topyekün saldırısından başka birşey
değildir. Burada size çok büyük bir yük, yük olduğu kadarda çok büyük bir iş
düşüyor: Mücadele.
Tüm Anadolu halkı, yerlisiyle, gurbetçisiyle artık şu kanıya vardı:
Aranızda susanlar, hatta ihanete tevessül edenler var. Saldırıların karşısında
birçok milletvekilinin ve parti yöneticisinin hâlâ susuyor olmalarına bir anlam
vermek güç bir iş.
Başbakanın, yani halkın seçtiği cumhurbaşkanının, birkaç bakanın, birkaç milletvekilinin,
birkaç partilinin, birkaç yazar ve gazetecinin konuşması sizce yeterli mi? Bu
mücadele, bir başbakana, birkaç bakan, milletvekili ve partiliye, bir iki yazar
ve gazeteciye bırakılacak kadar küçük mü? Ya da bu yükü bir başbakanın, birkaç
bakan, milletvekili ve partilinin, bir iki yazar ve gazetecinin sırtına
yüklemek insafsızlık olmaz mı?
Bu mücadelenin önemsenemeyecek kadar küçük olmadığını sizler de
biliyorsunuz. Öyle ise niye susuyorsunuz?
Susmayınız! Niçin susuyorsunuz? Birilerini rencide etmek istememeniz
mücadeleyi bırakmak anlamına gelmesin.
Birilerinden mi korkuyorsunuz? Korkmayınız. Korkunun ecele faydası yoktur.
Hem sizler iman etmiş insanlarsınız. Allah Teâlâ’dan başkasından korkmanız en büyük
şirk, o korktuklarınızda sizin ikinci ilahınız olur. Asla korkmayınız. Asla
susmayınız.
“Haksızlık karşısında
susan dilsiz şeytandır.” Susmayın!
Allah düşmanları, peygamber düşmanları, kitap düşmanları ve müslüman
düşmanlarına karşı susmayın. Vatan hainlerine, vatan işgalcilerine, vatanı
satmaya kalkan münafıklara karşı susmayınız.
Kendilerini Müslüman gösterdikleri halde gerçekte imansız olan ezeli İslam
düşmanlarından mide bulandıran, kafirlerin maşası, marabası, kuklası, tetikçisi
olan ve aslını inkar eden necis varlıklardan asla korkmayın.
“Sükut ikrardan gelir.”
Konuşun!
Saldıran, kırıp döken, devleti ve milleti zarara uğratanlara karşı konuşun.
Yapılanların yanlış, isteklerin yersiz, kalkışmaların darbe ve ihanet olduğunu
söyleyin. Unutmayın ki, bunlar sizin canla başla bu milletten isteyerek
aldığınız vazifelerinizdir.
“Hesap sormayandan hesap
sorulur.” Hesap sorun?
Heba olan canların, kaybedilen malların hesabını sorun. Zarara uğratılan
milletin ve devletin hesabını sorun. On yılda nereden nereye geldiği yer
parmakla gösterilip gıpta edilen bu ülkeye kastedenlere hesap sorun.
Allah Düşmanları’nı arkasına alıp darbe yapmaya kalkışan vatan hainlerine
hesap sorun.
Susmayın, konuşun, hesap
sorun. Siz bunları yapmıyorsanız niye varsınız? Niye oradasınız? Korkuyor
musunuz? Korkuyorsanız, neden bu işe talip oldunuz?
“Sahip çıkmayana sahip
çıkılmaz.” Sahip çıkın.
Allah sizlere üç dönemdir hükümet olma izni verdi. Buna sahip çıkın. Allah
size gözünü budaktan esirgemeyen bir başbakan ve kadro verdi. Onlara sahip
çıkın.
O başbakan ki, bugünün dünyasında yüz devletten seçime girse, doksan
devlette zorlanmadan seçimi kazanabilecek bir kişidir. Sahip çıkın.
Bakın bizim ezeli düşman bildiğimiz Yunan halkı bile; “Siz
istemiyorsanız Recep Tayyip Erdoğan’ı bize verin” diyorlar. Bunda
samimiyim. Bunlardan Avrupa’da yaşayan birçok Yunanlı’yı bizzat tanıyorum.
“Korunmayan herşey elden
çıkar.” Koruyun!
Allah’ın size verdiği idare etme vazifesini koruyun ve hakkını vermeye
çalışın. O çalışkan kadroyu koruyun. Beyaz kefenini ta işin başında giymiş olan
başbakanı koruyun, o başbakanın ekibini koruyun.
Unutmayın!.. Talip olduğunuz her imkanı Allah size nasip etti. Size
verilenleri korumak ve gereğini yapmak baş vazifelerinizdendir. Bu vazifeden
asla kaçamazsınız.
Birilerini rencide etmekten, düşmanlık oklarını üzerinize çekmekten korkmayın.
Siz zaten bu vazifeye talip olmakla her türlü tehlikeye “evet” demiş
durumdasınız.
Sizler ta başından beri Recep Tayyip Erdoğan ile beraber olmanın ateşten
gömlek giymek olduğunu biliyordunuz. Öyle ise bugün ondan kaçmak veya susmak
niye?
Sayın başbakanın ondan öncekiler gibi gelene ağam, gidene paşam
demeyeceğini de biliyordunuz. Milletten izin aldım, yan gelir yatarım, maaşımı
alır yerim demeyeceğini ve dedirtmeyeceğini de biliyordunuz. Böyle bir lidere
içerideki ve dışarıdaki bütün vatan düşmanlarının savaş açacağını, onu yok
etmek için olmadık yollara başvuracaklarını dahi biliyordunuz. Sayısız suikast
ve akılalmaz tertiplerin düzenlendiğini gözlerinizle görüp yaşadınız. Reis’in
partisinden milletvekili olmanın oyun oynamak olmadığını da biliyordunuz. Ve
bunları bilmenize rağmen Reis ile beraber ülke idaresine talip oldunuz.
Şimdi hepinize soruyorum. Neden susuyorsunuz? Neden meydanlarda birkaç
vekilden fazlasını göremiyouz?
- “Ey Musa! Sen git Allah ile beraber Fravun’a karşı savaşın, biz burada
bekleyelim.” diyen İsrailoğulları gibi, “Ey Recep Tayyip Erdoğan! Sen
git Allah ile beraber bu vatan ve milletin düşmanlarına karşı savaşın.” mı
diyorsunuz?
- “Allah düşmanları’nın dediği gibi, “Erdoğan, çok asabi, hırçın, halkı
ayrıştırıyor, devamlı kavga çıkartıyor, etrafımızda dost ve müddefik devlet
bırakmadı. Öyleyse o savaşsın, biz karışmayalım” mı diyorsunuz?
- “Erdoğan gerekli mücadeleyi yapıyor, bizim rahatımızı bozmamıza gerek
yok” mu diyorsunuz?
- “Bir gün Erdoğan gider ve Allah Düşmanları tekrar iktidara gelirse bizim
rahatımız bozulur. Bizler bunlarla ilişkilerimizi kesmeyelim. Bu kavgaya da
karışmayalım” mı diyorsunuz?
Eğer böyle düşünürseniz, sizin o Allah Düşmanları’ndan ne farkınız kalır?
Herhangi bir yerde toplanıp bir deklarasyon yayınlamak, olanları kınamak ya
da protesto etmek çok mu zor? Bir radyoya, bir gazeteye, bir televizyona bir
kaç kelimelik açıklama yapmak çok zor bir iş mi?
Bekçisi bulunmayan bağ talan
edilir. Size emanet edilenlerin bekçisi olun!
Bütün Müslümanların umut ve sevgi ile baktığı ve kurtuluş meşalesinin
yakılacağı yer olduğuna inandığı Anadolu Yarımadası’nın bekçisi olun. Asırlar
boyu o topraklarda iman bayrağının dalgalanması için can, mal ve evlatlarını
feda eden atalarımızın kabirlerinin bekçisi olun. Bize emanet ettikleri
nesillerinin bekçisi olun ki, gelecekte bizim evlatlarımızın da bekçileri
olsun.
Ülke ve liderinize sahip
çıkmayacaksanız, onları korumayacaksanız, bu vatanın bekçisi olmayacaksanız
niye varsınız? Niçin o makama talip oldunuz?
İyiliği emretmeyen
kötülükle imtihan olur. İyiliği ermredin!
Sizleri seçip oraya, Ankara’ya gönderenler, size her hak ve huhukunu
savunmayı, korumayı ve zalimlerden haklarını almayı da emanet ettiler. Sizler
de iyiliği, güzel şeyleri yaparak ve emrederek vazifenizi yerine getirmiş
olacaksınız. Vazifenizi yerine getirmekte tereddüt etmeyin.
Men edilmeyen bir
kötülük bütün topluma bulaşır. Kötülüğü men edin!
Devletin görevi tebasını yani milletinin canını, malını, evlatlarını
haysiyetini, şerefini, ırzını korumaktır. İçeriden ve dışarıdan gelebilecek
tehlike ve saldırılara karşı korumaktır. Öyle ise sizler, toplumu bir kurt gibi
içten ve dıştan gemiren tavır, eylem, saldırı ve kötülüklere karşı koymanız
gerekir. İşte bu kötülükleri men etmek sizin görevinizdir.
Takip edilmeyen işler
suistimale uğrar. Takipçisi olun!
İyiliği emretme, kötülükten men etme işini verdiğiniz kişileri takip edin.
Görev verilen memurları ve yaptıkları işleri takip etmez, herşeyden habersiz bir
şekilde yaşamaya devam ederseniz, bir gün asla çözemeyeceğiniz kadar büyük ve
girift problemleri kucaklarınızda bulursunuz.
Yol yakınken vazifelerinizi yerine getirin. Biliniz ki, iş işten geçtikten,
atı alan Üsküdar’a vardıktan sonra harekete geçmek hiçbir işe yaramaz.
İyiliği emretmiyor,
insanları kötülüklerden men etmiyor ve görev verdiklerinizi ve görevlerini
takip etmiyorsanız niye varsınız?
Savunulmayan hakka ortak
olmaya kimsenin hakkı yoktur. Hakkı savunun!
Mektebiniz, meşrebiniz, grubunuz, tarikatınız, soy ve sopunuz ne olursa
olsun, sadece hakkı savunun. Sevdiklerinizi, varsa efendilerinizi, mektebinizi,
meşrebinizi, grubunuzu, tarikatınızı, soy ve sopunuzu hakka tercih etmeyin,
Hakk’ı onlara tercih ediniz. Nefsanî, şehevî bir tavır ve gönül bağı ile
hareket ederseniz, işte o zaman siz vazifenize ihanet etmiş olursunuz.
Unutmayınız.
Düşmansız kalan batıl,
ipten boşalmış boğa gibi her yana saldırır. Batıla düşman olun!
Bâtılı bir kez başıboş bıraktık, o da bizleri esir aldı. Niye biz bir buçuk
milyardan fazla olmamıza rağmen esaret altında ömür çürütüyoruz? Niye her gün
binlerce Müslüman can veriyor, yaralanıyor, esir düşüyor? Hakikati bırakıp
batılı baş tacı etmiş olmamızın bir sonucu olmasın bütün bunlar?
İşte şimdi son kalemiz olan Anadolu’ya son darbeyi vurmak için iç ve dış
düşmanlarımız söz birliği, gönül birliği, imansızlık birliği oluşturmuşlar. Bu
son kalemizin de elimizden uçmaması için batıla geçit vermeyiniz.
Bâtılı ortadan kaldırmak
için çaba harcanmazsa, o batıl hakim olmak için toplumu esir alır. Batılı
ortadan kaldırmak için çaba sarfedin!
Eğer huzurlu bir hayat bekliyorsanız, eğer nesillerimizin huzurunu
istiyorsanız, huzurlu bir ülke istiyorsanız, vatanın elimizden uçup gitmesini
istemiyorsanız batılı ortadan kaldırmak için ayağa kalkınız.
Hakkı savunmuyor, batıla
düşman olmuyor ve batılı yeryüzünden kazıyıp tarihin çöplüğüne gömmek için çaba
sarfetmiyorsanız niçin varsınız? Niçin meclistesiniz?
Zorluklar sizi Allah’a
yaklaştırsın. Sabırlı olun! Allah imanınızı artırsın!
Son zamanlarda yaşadıklarımız bütün milleti gerçekten yaraladı. İmanî
olarak, amelî olarak, insanî olarak yaraladı. Bu olanlar şeytana güç ve kuvvet
bahşederken bizleri hüzüne boğdu. Hiç beklemediğimiz bir anda dinimize,
kitabımıza, insanımıza, devletimize, hükümetimize kastedilmiş olması bizleri
yaraladı. Beklemediğimiz fertlerden gelen bu darbe bizi sonsuz bir şekilde
yaraladı.
MOOSAD, CIA, BND, MI5, Vatikan, Opus Dai, Tapınak Şövalyeleri gibi karanlık mihrakların pohpohlaması ve esir alması ile bizden
bildiğimiz insanların darbe yapmaya kalkışmaları bizleri derinden yaraladı.
İşte bunlar, bizim imanımızı kuvvetlendirmeli, umutlarımızı çoğaltmalı,
saflarımızı sıklaştırmalı.
Şeytana düşmanlıktan
vazgeçilmesi onun düşmanlığını bertaraf etmez. Şeytana düşman olun!
Bilirsiniz ki, şeytan hem cinlerden, hem de insanlardan olur. Kötülüğü
emreden insanlar birer azılı şeytandırlar. Baş şeytan İblis ve onun yanındaki
şeytanlar ile insanlardan olan şeytanların temelde birbirlerinden asla farkları
yoktur. İkisi de hakka düşman, batıla dost olmayı emrederler. Sizler her
ikisine de düşman olunuz. Onların zulüm ve fesatlıklarından bu milleti korumaya
gayret ediniz.
Allah Teâlâ’ya olmayan
hizmet ya ihanettir, ya da menfaat uğruna yapılıyor demektir. Hizmetiniz Allah
için olsun!
Birileri yarım asır önce yalanlarla, Allah ve Rasulü’ne iftiralarla geldi,
yine yalanlarla ve sağa sola iftiralar atarak ve ihanet ederek gidiyor. Demek
ki, yalan üzerine kurulan saltanat binası sahibinin üzerine uçuyormuş. Sizler
bunları unutmayınız, daima hatırlayınız ve bu millete de hatırlatınız.
Bu vatan evlatları gibi kafalarınız karıştı değil mi?. İçinizden
bazılarınız o cemaat ile organik ve inorganik bağa sahiptiniz. En azından sempati
duyanlarınız vardı. Sevgi ve saygınız vardı. Bir sabah tam tersi bir dünyaya
gözünüzü açmış gibi uyandınız. Ondan sonra gitmek ve kalmak arasında bocalamaya
başlayanlarınız oldu. Bu durum toplumumuzun her kesiminde vuku buldu. İmanlı
olanlar git-geller yaşadı, ateistler ve imanı zayıf olanlar daha bir boşluğa
düştü.
Burada size düşen görev önce toparlanmanız, yanlış yapanları, küfürle bir
olup bu vatana, millete kastedenleri beyin ve gönüllerinizden söküp atmak,
milletimizin geçirmekte olduğu bu sarsıntıdan kurtulması için onların maddi ve
manevi tedavisi için kolları sıvamaktır.
Farkındamısınız bilmiyorum ama her gün onlarca soru ile karşılaşıyoruz.
-
Neler oluyor?
-
Nereye gidiyoruz?
-
Ülke bölünecek mi?
-
Türkiye yıkılıyor mu?
-
Vatanımız işgal mi edilmek isteniyor?
-
.........
Bir de bunlara siz milletvekillerinin suskunluğu eklenince toplumumuzun
tedirginliği daha da artıyor. Bari bu milletin kaygılardan, korkulardan ve
umutsuzluklardan kurtulması için gerekeni yapınız.
Muhterem
Milletvekilleri!
Sizlere gönlümden nasıl gelirse öyle hitap etmeye çalışıyorum. Unutmayınız
ki, son bir iki yıldan beri haçlı orduları vargüçleri ile saldırıyor. Onları
anlıyoruz da, şu içimizden çıkmış fakat haçlıların piyonu, sopası, taşeronu,
marabası olan adamlara ve muhaliflere ne diyelim? Elbette onlara diyeceklerimiz
var. Fakat sizler meclisin ekseriyatını teşkil ediyor olmanıza rağmen
seslerinizin çok ama çok cılız, hatta çıkmıyor denecek kadar az olduğuna sadece
ben değil, birçok vatandaşımız inanıyor ve sosyal medyada, birebir konuşmalarda
dile getirenler az değil.
Sizlere verilen bir oy, ne bir kağıt parçası, ne bir değersiz mal, ne de
malayani bir nesnedir. O bir anlaşma, o bir namus, şeref ve haysiyet
anlaşmasıdır. Sizler bütün bunları koruyacağınıza, sahip çıkacağınıza söz
verdiniz. Öyle ise sözünüzü getiriniz.
Allah size öyle bir lider, öyle bir kadro nasip etti ki, dünyada birçok
devlet öyle bir lidere ve kadroya sahip olmak için neleri feda etmez.
Şu yanıbaşımızda ve ebedi düşmanımız olan Yunan bile ona talip. Yaşadığım
şehirde birçok yunanlı “eğer istemiyorsanız, Recep Tayyip Erdoğan’ı bize
verin” dediklerini sizlere aktardım. Yüz ülkede seçime katılsa en az doksan
ülkede seçimi kazanabilecek bir başbakana sahibiz demiştim. Böyle bir ekibin
her an elde edilebilecek bir kazanç olmadığını ilan ettim. Bütün bunların
kıymetini iyi biliniz.
Muhterem
Milletvekilleri!
Allah’ın
Peygamberin, dinimizin, kitabımızın, Müslümanların dostlarını ve düşmanlarını
asla unutmayın. Aşağıda özet olarak vereceğim insanın iliklerini kurutan
ifadeleri tetrar tekrar okuyunuz ve asla unutmayınız.
“Taarruz Edin, Dosya Hazırlayınız”
"Ok yaydan çıktı bir kere.
Bu safhadan sonra geri dönüş 'yok olmamız' anlamına gelir. Onun için tüm
imkanlar kullanılarak taarruz tek yoldur. Önümüze kim çıkarsa ezip geçeceğiz.
Seçimlerde yüzde 65 ile bile gelseler, dosyalarla götürmek zorundayız. 44 yılda
ördüğümüz hırkayı 'buyrun siz giyin' diyecek değiliz." ifadelerini
unutmayınız.
Bu ifadelerin
ne anlama geldiğini ve onu söyleyen şahsın ruh ve kişilik halini alınızdan asla
çıkarmayınız.
“Müslümanlara Karşı Herkesle
İttifak Kurun”
"Komünist, faşist, Alevi ve
CHP'li farketmez herkesle ittifak edin" talimatını
unutnayın.
Şeytandan kaçar
gibi siyasetten kaçan zatın politikaya nasıl bulaştığını ve hedefine ulaşmak
için yapmayacağı hiçbir kötülüğün olamayacağını unutmayınız.
“Her Kötülük Hizmet(!) İçin
Mübahtır”
"Hayrı kesir için şerri
galil irtikap edilir. (Büyük bir fayda için küçük
kötülük yapılabilir) 150 devlet içinde
hizmet hareketimiz ve müesseselerimiz var."
Bu ifadelerin
alim ve evliya kabul edilen bir insanın ağzından çıkamayacağını asla
unutmayınız. Eğer bu sözler bir insanın ağzından çıkabiliyorsa, o ne bir
alimdir, ne de bir müslümandır. Müslümanlara saldırın diyen bir insanın soyunu
sopunu iyi araştırınız.
“Türkiye’yi Feda Edin! Ölüm ve
İhanet Timleri Hazır”
"Bu hizmetin bekaası için
gerekirse Türkiye feda edilir. 5 bin savcı o kadar hakim, onbinlerce polis ve
asker şehit olmaya hazır. Kayıplar önemli değil. Türkiye'deki mücadelede
ABD'nin yanında yer alırsak güçlü çıkarız" ifadelerini
aklınızdan çıkarmayınız.
Bu ölecek ve
öldürecek insanların pardon piyonların kimlere karşı kullanılacağını asla
unutmayınız. O Müslüman gördüğümüz insanların bize karşı kimlerin emrinde
savaşa kalkıştıklarını asla aklınızdan çıkarmayınız.
Türkiye’yi feda
etmeyi emreden adamın ihanet içinde olduğunu asla unutmayın.
“Savaş Tamtamlarına Devam”
"Tedbir, inkar ve takiyye
ile her yolu kullanarak mücadele edeceksiniz. 93'ten sonra mütevelli olanlara
yetki verilecek. 93'lü yıllarda hizmete girenler bugün yapılıp söylenenleri
geçmişle mukayese edip sorguluyorlar. Bunlarla bir sonuca varmamız mümkün
değil. İstişareye tabi olunacak. Orada tebliğ edilenlere mutlak itaat edilecek.
Başbakan bu gücü tahmin edemediği için baş edeceğini düşünüyor." sözleri ile
ihanetin kotlarının verildiğini aklınızdan çıkarmayınız.
“İhsanet Edin, Tehdit Edin,
ABD’nin Yanında Yer Alın”
"Bütün bilgiler her alanda
amir, memur, hakim, savcı, asker, general, vali, müsteşar, esnaf ve talebe sayı
ve özellikleriyle masamızda. Herkesi her an 'hain ilan ediliriz' endişe ve
baskısı altında tutun. Gerekirse zaaflarını açıklamakla tehdit edin. Hizmetimizi
muhafaza için güçlü olandan yana olmak esas düsturumuz olmalı. Türkiye'deki
mücadelede ABD'nin yanında yer alırsak güçlü çıkarız." Herkesi zaaflarıyla baskı altına alın emrinin verildiğini aklınızdan
çıkarmayınız.
Müslümanlara karşı mücadelede –bu mücadele değil ihanettir- kafirlerin
yanında yer alanlar Kur’an’ı Kerim’i inkar ettiklerini hiç düşünmüyorlar mı?
“Türkiye’yi Yıkıp, Tayyip
Erdoğan’ı Öldürmek Gerek”
“Paralel İhanet Çetesi” (PİÇ) liderinin şu ifadelerini evlerinizin bütün
duvarlarına kazıyın.
"Üç yıldır Uzun'un ölümü
için dua ediliyor. Hala ayakta. Demek ki halisane dua etmiyorsunuz. MOSSAD, CIA
ve diğerleri Uzun'u götürmek istiyor. Bize de onun akılsız davranışları
yüzünden '159 ülkedeki okullarınızı kapatırız ya da RTE'yi götürüsünüz' diyorlar.
Hizmetimizin selameti için 1 kişi veya ülke gitse ne olur."
Sözlerinin
bizim bir cemaat olarak bildiğimiz grubun gerçekte bir “Terör Örgütü” olduğunu
ispatladığını, bütün müslümanların hatta esir ve mazlum diğer milletlerin kendi
liderileri olarak gördükleri başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ı öldürmek istediklerini ifşa ediyor. Bu terör
örgütünün küfür adına, Allah Düşmanları adına vatanımızı gözlerini kırpmadan
yok etmeye istekli olduklarını deşifre ediyor.
Kendilerinin
dünyevi sefahat ve saltanatları için Türkiye’yi yoketmeyi bile göze aldıklarını
ifşâ ediyor. Karşımızda gerçekten, psikopat insanların varlığını bize
açıklıyor.
“Hizmetimizin selameti için 1
kişi veya ülke gitse ne olur." Bu sözler
Gülenizm Terör Örgütü liderine ait. Tercüme etmem gerekirse o diyor ki: “...Recep Tayyip Erdoğan ölmeli,
Türkiye yıkılmalı”
Bunları
aklınızda tutarak vazifelerinizi yerine getiriniz.
Muhterem
Milletvekilleri!
Şimdi başlarınızı ağuçlarınızın arasına alın ve düşünün.
Mektebiniz, meşrebiniz, grubunuz, tarikatınız, cemaatiniz mi önce gelir,
vatan, bayrak, devlet ve hedef alınan kader arkadaşlarınız mı önce gelir, onu düşünün.
Sonra karar verin. Fakat kararınız ihanetiçilerin, Allah düşmanları’nın ekmeğine
yağ sürme babında olmasın.
Eğer korkacak, eğer hainlere olan ailevi ve kalbi yakınlığınızdan dolayı
vazifelerinizi savsaklayacaksanız, lidere ve ekibine sahip çıkmayacaksanız,
hakkikati dile getirenleri hainlere teslim etme eğilimi gösterecekseniz lütfen
söyleyin. Paralel adı verilen yeni Terör Örgütü’ne destek olmanın, ABD,
Siyonizm, AB Vatikan ve diğerlerine destek olmak olduğunu bilerek, bununda
vatan hainliği olduğunu bilerek gerçeği söyleyin. Saflarınızı belirleyiniz.
Eğer safınız can, mal ve evlatlarına kastedilenlerin tarafında olursa,
başta ben olmak üzere bu vatanın yiğit evlatları önünüzde siper olur,
saldırılara karşı dururuz. Yok eğer kararınız onlardan yana olursa, biz o zaman
yalnız bıraktığınız Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi başta olmak üzere bu milletin
mazlumlarının önünde siper oluruz. Canlarımızı seve seve feda ederiz.
Ya kalkın vazifenizi yapın, ya da susmanızın sebeplerini açıklayın ki,
bizde ona göre kendimize bir yol haritası çizelim.
Bir şey daha. Cumhurbaşbakanımızın dediği gibi ben de sizden “Yiğitlik
bekliyorum.”
Selam ve dua ile...
Muhammed Mücahid Okcu