19 Ekim 2014 Pazar

Evde Tükürük Testiyle Bağırsak Mantarlarını Kontrol Edebilirisiniz


Bugün sizlerle geçen gün kızımın doktorundan öğrendiğim önemli bir bilgiyi ve hem kendinize hem çocuklarınıza kolaylıkla yapabileceğiniz bir sağlık testini paylaşmak istiyorum. Kızım doğduğundan beri kontrolleri ve hastalıkları için yedi yıldır aynı doktora götürüyorum. Dr. Emin Mindan, kendisine buradan da sevgilerimi ve saygılarımı yolluyorum. Her zaman doğal beslenme ve doğal tedavi yöntemlerine öncelik veren, tüm çocukları kendi çocuğu gibi gören, onların sağlıkları için geçici çözümler değil tüm hayatlarını etkileyecek yatırımlar yapan bir doktor. Ara sıra annelerin kulaklarını da çekmiyor değil… :) Hani olur da beslenmeyle ilgili bir yanlışınızı falan görürse... Hımmm!
Kendisiyle son görüşmemizde “SALIVA TESTİ”ni yapmamızı istedi. Bu test sayesinde bağırsaklarımızda zararlı bakterilerin çoğalıp çoğalmadığını kolaylıkla anlayabilecek ve ona göre beslenme yollarıyla önlem alabilecektik. Bu durumu açıklayan bir de yazı verdi bana. Ben de hemen sizlerle paylaşmak istedim. Şimdi sizlerle bu yazıyı ve testi nasıl yapacağınızı kısaltarak paylaşıyorum.
“Son yıllarda sessiz ve yıkıcı hastalıklar yanardağ patlaması şeklinde arttı. Şişmanlık, diyabet, kalp damar hastalıkları, kanser ve sinir sistemi hastalıkları adeta insanların kaderi haline geldi. Çocuklarda alerjik hastalıklar, otizm, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu giderek artıyor. Hatta MS gibi 20-40 yaşlarında görülen hastalıklara çocukluk çağında sıklıkla rastlanıyor.
Bu hastalıkların başlıca nedenlerinin arasında beslenmemizdeki değişiklikler yer alıyor. Katkı maddeleri, şekerli, unlu gıdaların çok tüketilmesi, ayçiçeği, mısır özü, soya ve margarinlerin omega-3/ omega-6 dengesini bozması… Kısaca gıda zannederek aldıklarımız, önce bağırsaklarımızı bozdu. Bağırsak geçirgenliğini arttırdı, kanımıza karışan sindirilmemiş maddeler, ağır metaller, katkı maddeleri organlarımıza zarar vermeye başladı.
Bağırsaklarda 100 trilyon bakteri bizimle birlikte yaşar. Normal bağırsak florasında bu bakterilerin %90'ının faydalı bakterilerden olması gerekir. Hazır gıdalar nedeniyle yararlı bakteriler azalır, zararlılar çoğalır. Özellikle kandida isimli mantarda bir artış görülmektedir. Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı da bu durumu tetiklemiştir.
Kandida, ağız, kulak, burun, boğaz, mide, bağırsak, vajina gibi birçok organı etkileyebilir. Kabızlık, ishal, karın ağrısı, ağız kokusu, kolit, makat kaşıntısı, cinsel güçsüzlük, unutkanlık, depresyon, boğaz ağrısı, mide ekşimesi, gıcık öksürüğü, uyuşukluk, gece terlemesi, sivilce, kaşıntı, sinüzit, dilse yanma, aşırı yorgunluk, vajina iltihabı, artrit, adet öncesi gerginliği, idrar yolları iltihabı, kas ve eklem ağrısı kandida enfeksiyonuna bağlı olabilir.
Bağırsaklarda kandidanın arttığını basit bir testle anlayabiliriz. Bir bardak içme suyuna sabah aç karnına tükürün ve 15 dakika izleyin. Eğer tükürük suyun üstünde kalıyorsa sağlıklı bağırsak florasına sahipsiniz. Eğer tükürük dibe çöküyorsa, saçak gibi aşağıya iniyorsa, kar yağmış gibi oluyorsa veya suya rakı konmuş gibi bulanıyorsa kandida bağırsak floranızı bozmuş demektir.
Kefir, en önemli probiyotik; yani dost bakterilerin kaynağıdır. Günde en az iki su bardağı tüketilmelidir. Ev yoğurdu, boza, meyan kökü, şalgam ve geleneksel yöntemlerle yapılan turşular da probiyotiktir. Ayrıca sebze, sarımsak ve soğanı da fazla tüketerek kandida enfeksiyonuna karşı koyabilirsiniz.”
Evet, değerli Dr. Emin Mindan bilgilerini benimle ve diğer ebeveynlerle paylaşmıştı. Ve ben de kendisinden izin alarak bu bilgiyi sizlerle paylaşmak istedim. Ne yapıyoruz? Doğal besleniyoruz, spor yapıyoruz ve olumlu düşünüyoruz… :)
Bu arada sizlere duyurmak istediğim bir çalışmam var. 16 Kasım Cumartesi günü hafta sonu grubu, 19 Kasım salı günü de hafta içi grubuyla '' Koç Sensin '' çalışmamız var. Web sitemin takvim bölümünden çalışmanın ayrıntılarına ulaşabilirsiniz.
Sevgi ve sağlıkla ilerleyin...
Arzu Bıyıklıoğlu
NLP Uzmanı ve Yaşam Koçu

Devamını Oku

KUR’AN-I KERİM’İ TEFSİR EDEBİLMEK İÇİN BİLİNMESİ GEREKEN 15 İLİM DALI


“Zamanımızda birkaç ayetin manasını bilen insanların, Kur’an-ı Kerimi Türkçe malinden okuyarak “müfessir” kesildiklerini ve ayetlere kendi yorumları ile mana verdiklerini görüyoruz. Bu çok yanlış bir harekettir. Kur’an ayetlerinden mana çıkartmak yani tefsir ilmi herkesin yapacağı bir iş değildir. Tefsir âlimleri, bir insanın Kur’an’ı tefsir edebilmesi için o kişinin 15 ilim dalında ihtisas yapması gerektiğini vurgulamışlardır.
İşte o 15 ilim dalı:
1- Lügat İlmi: Kur’an-ı Kerimdeki her kelimenin asıl manasını bilmeye yarayan ilimdir. Mücahid (Rahmetullahi Aleyh) diyor ki: “Allah’a ve kıyamet gününe iman eden kimsenin Arapça kelimelerin bütün manalarını iyice bilmeden Kur’an-ı Kerim hakkında ağzını açması caiz değildir.” Sadece bir kelimenin bir kaç manasını bilmek de yeterli değildir. Çünkü bir kelime birkaç manayı içine aldığı halde kişi bunlardan bir ikisini bilir. Halbuki orada gerçekten başka mana kastedilmiş olur. Taha suresinde geçen “Allah arşı istiva etti” ayetinde istiva kelimesinin diğer ayetlerle çatışan “oturdu” manasını almak da böyle bir hatadır. Bu lügat ilmini iyi bilmemekten kaynaklanmaktadır.
2-Nahv (Gramer İlmi): İrabın, yani harekelerin değişmesi ve başka şekle girmesiyle mana tamamen değişir. İrabı bilmek ise nahv ilmine bağlıdır.
3- Sarf İlmi: Bu ilmi bilmek gerekir. Çünkü kelimenin şekil ve binalarının değişmesi ile manaları tamamen değişir. İbni Faris (Rahmetullahi Aleyh) diyor ki:“Sarf ilmini kaybeden çok şeyi kaybetmiştir.”
4- İştikak (Kelime Türetme) İlmi: Bir kelime iki ayrı kökten meydana gelmiş ise onların manası da değişik olur. “Mesih” kelimesinin dokunmak manasına gelen“mesh” ve ölçek manasına gelen “mesahet” kökünden geldiği gibi.
5- Mania İlmi: Bu ilimle sözün manaya göre dizilişi bilinir.
6- Beyan İlmi: Bu ilimle sözün açık ve kapalı manaları, benzetme ve kinayeleri bilinir.
7- Bedi İlmi: Bu ilimle sözün ifade etme bakımından güzellikleri bilinir. Bu üç ilme“İlmi Belagat” denir ki, Kur’an tefsir edenin bilmesi gereken önemli ilim dallarındandır. Zira Kur’an-ı Kerim başlı başına bir mucizedir. Belağatı ile onun benzeri getirmekten herkesi aciz bırakan hali bilinir.
8- Kıraat İlmi: Çeşitli okuyuşlar yüzünden farklı manalar anlaşılır. Böylece bir mananın diğeri üzerine tercihi bilinmiş olur.
9- Akaid İlmi: Kuran’ı Kerim’de bazı ayetler vardır ki, onların zahiri manalarını Allah’u Zülcelal için kullanmak doğru değildir. Bu bakımdan onlarda bir tevile ihtiyaç doğar. Mesela Fetih Suresi 10. Ayette geçen “Allah’ın eli” ifadesi gibi.
10- Usul-ü Fıkıh İlmi: Bununla bir delile dayanarak ve kaynağına inerek hüküm çıkarma yolları bilinir.
11- Sebeb-i Nuzül: Ayetlerin iniş sebebini de iyi bilmek gerekir. İniş sebebini bilmekle mana daha açığa çıkar. Bazen mananın kendisini anlamak bile iniş sebebine bağlı olur.
12- Nasih ve Mensuh İlmi: Kur’an’da lafzı ve manası sonradan başka bir ayet ile kaldırılan ayetler bulunmaktadır. Bu ilim bilinmezse o ayetleri anlamak imkansızdır.
13- Fıkıh İlmi: Bir şeyin teferruatı tam olarak kavranırsa onun bütünü tanınmış olur.
14- Hadis İlmi: Kur’an-ı Kerimde tafsilatı zikredilmeyen ayetleri tefsir eden hadisleri de bilmek gerekir.
15- Vehbi İlim: Bunların hepsinden sonra “Vehbi İlim” gerekir ki, Cenab-ı hakk’ın özel ihsanıdır. Onun hususi kullarına lutfeder.
Halk hazreti Ali (Radıyallahu Anh)’a “Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sana bazı özel ilimler öğretti mi veya başkalarına söylemediği, sana ait özel vasiyeti var mı?” diye sorduklarında bu konuyu işaret ederek şöyle buyurdu: “Cenneti yaratan ve Vücuda can veren (Allah)a yemin olsun ki, bu (bende olan şey) Allah’u Teâlâ’nın kendi kelamını anlamak bir kimseye lütfettiği anlayıştan başka bir şey değildir.”
İbni Ebiddünya (Rahmetullahi aleyh) diyor ki: “Kur’an ilimleri ve ondan hasıl olanlar sahili olmayan deniz gibidir.”
Yukarıda anlatılan bu ilimler Kur’anı tefsir edecek biri için vasıta yerindedirler. Eğer bir kişi bu ilimleri bilmeden Kur’an’ı tefsir ederse, o kendi görüşüne göre tefsir yapmış olur k, bu yasaktır ve bunu yapanlar için tehdit hadisleri vardır.
Kimya-i Saadet’te şöyle yazılmıştır: “Kuran’ı Kerim’in tefsiri üç kişinin kalbine açılmaz.”
1- Arapça ilimlerini bilmeyene,
2- Büyük günah işlemekte ısrar eden veya bid’at işleyene ki, onun işlediği günah ve bid’at yüzünden kalbi kararır. Bu yüzden Kur’anı anlamaktan aciz kalır.
3- İtikadi meselelerde zahiri manaya inanmış olup Kur’an-ı Kerimin herhangi bir cümlesi inancına ters düşünce bundan hoşlanmayan kişiye de Kur’an’ı anlamak nasip olmaz.
Allah bu üç kısımdan bizleri muhafaza eylesin.
Kur’an-ı Kerime mana vermeye kalkışan adama sorarlar: “Sen bunlardan hangisini biliyorsun” diye. Cevap veremez, tutulur. Çünkü ihtisas alanı başkadır. O fitneciliğin, bidatçiliğin tezini yapmıştır.
Kimisi de kız tavlama taktikleri alanında uzmandır ama bir bakarsınız Türkçe okuduğu mealden yola çıkarak ayeti tefsir etmeye kalkar.
Dolayısıyla hiç alakası olmadığı, bu ilimlerin onda birini bile bilmediği halde Kur’an’ı tefsir etmeye kalkışan insanların sapıtması normaldir. Çünkü tutunacağı dal, dayanacağı birşey yoktur.
BÜYÜK TEHLİKE
Bilerek saptıran ve ayetleri tahrif edenlerden başka cahil olup iki ayet bile okuyamayan insanlar da vardır. Cehalet mazeret kabul edilmeyeceğinden bu konudaki tehditleride sıralayalım:
Bir Hadis-i Şerifte buyruluyor ki:
“Kim, Kur’an’ın hükümleri ve anlamı hakkında bilgisiz olarak konuşursa, Cehennemdeki yerine hazırlansın.” (Tirmizi, Tefsir-i Kur’an 1)
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
Kur’an-ı Kerim’in tefsiri, Resulullah’tan işitildiği gibi yapılabilir. “Kur’an-ı kerimi, kendi görüşüne, anlayışına göre tefsir eden kâfir olur” hadis-i şerifi, bunu bildirmektedir. (1/234)
“Kur’an-ı kerimi, kendi görüşüyle açıklayan, doğru olsa dahi, mutlaka hata etmiştir (Nesai)
Allah’u Teala böyle insanlara akıl fikir ihsan eylesin, şerlerinden Ümmeti Muhammed’i muhafaza eylesin.”
Kısa bir özet olarak Kur’an-ı Kerim üzerine söz söyleyecek, tefsir yapacak insanların hangi evrelerden geçmesinin gerektiğini sunmaya çalıştık. Umarız bu kadarı ile de az da olsa tefsir yapmak isteyen, ayetlerden hüküm çıkarmaya çalışan insanlara ışık tutmayı umarız.
Geniş bir biçimde bu konuyu anlatmaya kalkmış olsak, herbir Ayet’i Kerime’nin bu ilimlerden kaç tanesini birden ilgilendirdiğini tek tek açıklamamız gerekir ki, buna ne gücümüz, ne de ömrümüz yeter.
Yapacağımız tefsir, Rivayet Tefsiri de olsa, Dirayet Tefsiri de olsa, bu adı geçen ilimleri bilmeden harekete geçmemiz hem Kur’an-ı Kerim’e, hem de kendimize ihanet olur. Bu yüzden dikkatli olmak, boyumuza uygun işlere kalkışmak en güzelidir.
Son söz olarak, “Kur’an-ı kerimi, kendi görüşüne, anlayışına göre tefsir eden kâfir olur” hadis-i şerifini tekrar edelim.
Allah Teâlâ, bizleri Allah ve Allah’ın Rasulü Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in sözleri üzerine kendi sözlerini yükleyenlerden uzak eylesin!

Muhammed Mücahid Okcu
Devamını Oku

Dehşete Düşüren Ses Kayıtları


Yargı darbesiyle AK Parti hükümetini devirmek için art arda operasyonlar yapan paralel yapının yüksek yargı üyesi hakim ve savcılara yönelik talimatlarını içeren ses kaydı ortaya çıktı.
15 Şubat 2014 Cumartesi 08:02
Ankara'daki hakim ve savcılara dinletildiği belirtilen kayıttaki ifadeler şok etkisi oluşturdu. 19 maddenin sıralandığı kayıtta "Hizmetin bekaası için Türkiye'nin feda edilebileceği", "takiyye, inkar  ile her yolun kullanılabileceği", "insanların zaaflarıyla tehdit edileceği", "Seçimlerde yüzde 65 ile bile gelseler dosyalarla götürüleceği" gibi dehşet ifadeler dikkat çekti.
Başbakan Erdoğan'dan 'Uzun' diye sözedilen kayıtta "MOSSAD, CIA ve diğerleri Uzun'u götürmek istiyor" deniliyor.
Seçimlerden galip çıksa bile
Kayıtta, AK Parti'nin seçimlerden galip gelmesi halinde yargı darbeleriyle götürülmesinin hedeflendiği şöyle dile getiriliyor: "Ok yaydan çıktı bir kere. Bu safhadan sonra geri dönüş 'yok olmamız' anlamına gelir. Onun için tüm imkanlar kullanılarak taarruz tek yoldur. Önümüze kim çıkarsa ezip geçeceğiz. Seçimlerde yüzde 65 ile bile gelseler, dosyalarla götürmek zorundayız. 44 yılda ördüğümüz hırkayı 'buyrun siz giyin' diyecek değiliz." Kayıtta, istenilen sonucun alınması için "Komünist, faşist, Alevi ve CHP'li farketmez herkesle ittifak edin" talimatı veriliyor.
Gerekirse Türkiye feda edilir
Yüksek yargı mensuplarına yağdırılan telkinler bunlarla sınır değil. 'Hayrı kesir için şerri galil irtikap edilir' (Büyük bir fayda için küçük kötülük yapılabilir) denilerek örgütün çalışma prensipleri belirtililiyor. "150 devlet içinde hizmet hareketimiz ve müesseselerimiz var" ifadesiyle başlayan kayıtta "Bu hizmetin bekaası için gerekirse Türkiye feda edilir. 5 bin savcı o kadar hakim, onbinlerce polis ve asker şehit olmaya hazır. Kayıplar önemli değil. Türkiye'deki mücadelede ABD'nin yanında yer alırsak güçlü çıkarız" ifadeleri yer alıyor.
Yıpratmak için her yolu kullan
Şok kayıtta, hükümeti yıpratmak için her türlü yolun kullanılması gerektiği dile getirilerek şu talimatlar veriliyor: "Tedbir, inkar ve takiyye ile her yolu kullanarak mücadele edeceksiniz. 93'ten sonra mütevelli olanlara yetki verilecek. 93'lü yıllarda hizmete girenler bugün yapılıp söylenenleri geçmişle mukayese edip sorguluyorlar. Bunlarla bir sonuca varmamız mümkün değil. İstişareye tabi olunacak. Orada tebliğ edilenlere mutlak itaat edilecek. Başbakan bu gücü tahmin edemediği için baş edeceğini düşünüyor."
Herkesi zaaflarıyla baskı altına alın
Fişlemelerle birçok kişinin bilgilerinin ellerinde olduğunu ve gerekirse bunların kullanılacağının belirtildiği kayıtta şöyle deniliyor: "Bütün bilgiler her alanda amir, memur, hakim, savcı, asker, general, vali, müsteşar, esnaf ve talebe sayı ve özellikleriyle masamızda. Herkesi her an 'hain ilan ediliriz' endişe ve baskısı altında tutun. Gerekirse zaaflarını açıklamakla tehdit edin. Hizmetimizi muhafaza için güçlü olandan yana olmak esas düsturumuz olmalı. Türkiye'deki mücadelede ABD'nin yanında yer alırsak güçlü çıkarız."
Uzun'un gitmesi için halisane dua edin
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan kayıtta, Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın da açıkladığı "Uzun adamın ölmesini bekliyorlar" sözünü doğrular ifadeler yer aldı. Kaydın o bölümü ise şu ifadeleri içeriyor: "Üç yıldır Uzun'un ölümü için dua ediliyor. Hala ayakta. Demek ki halisane dua etmiyorsunuz. MOSSAD, CIA ve diğerleri Uzun'u götürmek istiyor. Bize de onun akılsız davranışları yüzünden '159 ülkedeki okullarınızı kapatırız ya da RTE'yi götürüsünüz' diyorlar. Hizmetimizin selameti için 1 kişi veya ülke gitse ne olur."
Star

http://www.habervaktim.com/haber/361289/dehsete-dusuren-ses-kayitlari.html
Devamını Oku

AK PARTİ MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP


Hamd Allah Teâlâ’ya, salat ve selam Allah Rasulü Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e ve Allah Teâlâ’nın rahmeti, bereketi ve yardımı tüm iman eden kulların üzerine olsun.
Muhterem Milletvekilleri!
Otuz yıla yakın bir zamandan beri vatan hasreti çeken bir kardeşiniz olarak size gurbetten seslenmek istiyorum. Bu seslenişi, vatan hasreti ile ömür tüketmiş olan bir insanın haykırışı... Vatana duyulan özlemden dolayı karanlıkları yırtan çığlığı... Ve son toprak parçamız olan Anadolu Yarımadası üzerine oynanan oyunları gören bir gurbetçinin acı feryadı belki size oturduğunuz yeri, makamınızı ve vazfelerinizi yeniden sorgulamanız konusunda bir vesile olur umudunu taşıyorum.
Sizleri oraya taşıyan milletimizin sizlerden neler beklediğini, bu beklentilere nasıl cevap vermeniz gerektiğini ve vazifelerinizi size anlatacak değilim. Çünkü sizler bu milletin oyları ile oraya geldiniz. Size verilen oyların gereğini yerine getirmek, bu millete ve vatana olan borçlarınızı ödemek için gayret sarfetmeniz asıl vazfelerinizdendir. Çünkü vatandaş, verdiği bir oy ile her türlü hakkını size teslim etmiş demektir.
Çünkü oy namustur. Oy şereftir. Oy bir insanın her türlü hakkını idarecilere teslim etmesinin imzasıdır. Sizlerinde bu anlaşmaya sonuna kadar sahip çıkma ve gereğini yerine getirme mecburiyetiniz var.
Kiminiz bir, kiminiz iki, üç dönem, hatta daha fazla bir zamandan beri meclis çatısı altındasınız. 2002 yılından beri iktidarda olan AK PARTİ birçok badireler atlattı fakat hepisinden de alnının akı ile çıktı. Tabii bu arada bu millet için, bu ülke için, hatta bütün dünya mazlumları için yapılacak olan birçok hizmet aksadı.
2012, 2013 ve 2014 yıllarında zuhur eden hadiseler ise tamamıyla bu millete ve bu vatana kasteden Allah Düşmanları’nın topyekün saldırısından başka birşey değildir. Burada size çok büyük bir yük, yük olduğu kadarda çok büyük bir iş düşüyor: Mücadele.
Tüm Anadolu halkı, yerlisiyle, gurbetçisiyle artık şu kanıya vardı: Aranızda susanlar, hatta ihanete tevessül edenler var. Saldırıların karşısında birçok milletvekilinin ve parti yöneticisinin hâlâ susuyor olmalarına bir anlam vermek güç bir iş.
Başbakanın, yani halkın seçtiği cumhurbaşkanının, birkaç bakanın, birkaç milletvekilinin, birkaç partilinin, birkaç yazar ve gazetecinin konuşması sizce yeterli mi? Bu mücadele, bir başbakana, birkaç bakan, milletvekili ve partiliye, bir iki yazar ve gazeteciye bırakılacak kadar küçük mü? Ya da bu yükü bir başbakanın, birkaç bakan, milletvekili ve partilinin, bir iki yazar ve gazetecinin sırtına yüklemek insafsızlık olmaz mı?
Bu mücadelenin önemsenemeyecek kadar küçük olmadığını sizler de biliyorsunuz. Öyle ise niye susuyorsunuz?
Susmayınız! Niçin susuyorsunuz? Birilerini rencide etmek istememeniz mücadeleyi bırakmak anlamına gelmesin.
Birilerinden mi korkuyorsunuz? Korkmayınız. Korkunun ecele faydası yoktur. Hem sizler iman etmiş insanlarsınız. Allah Teâlâ’dan başkasından korkmanız en büyük şirk, o korktuklarınızda sizin ikinci ilahınız olur. Asla korkmayınız. Asla susmayınız.

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” Susmayın!
Allah düşmanları, peygamber düşmanları, kitap düşmanları ve müslüman düşmanlarına karşı susmayın. Vatan hainlerine, vatan işgalcilerine, vatanı satmaya kalkan münafıklara karşı susmayınız.
Kendilerini Müslüman gösterdikleri halde gerçekte imansız olan ezeli İslam düşmanlarından mide bulandıran, kafirlerin maşası, marabası, kuklası, tetikçisi olan ve aslını inkar eden necis varlıklardan asla korkmayın.

“Sükut ikrardan gelir.” Konuşun!
Saldıran, kırıp döken, devleti ve milleti zarara uğratanlara karşı konuşun. Yapılanların yanlış, isteklerin yersiz, kalkışmaların darbe ve ihanet olduğunu söyleyin. Unutmayın ki, bunlar sizin canla başla bu milletten isteyerek aldığınız vazifelerinizdir.

“Hesap sormayandan hesap sorulur.” Hesap sorun?
Heba olan canların, kaybedilen malların hesabını sorun. Zarara uğratılan milletin ve devletin hesabını sorun. On yılda nereden nereye geldiği yer parmakla gösterilip gıpta edilen bu ülkeye kastedenlere hesap sorun.
Allah Düşmanları’nı arkasına alıp darbe yapmaya kalkışan vatan hainlerine hesap sorun.
Susmayın, konuşun, hesap sorun. Siz bunları yapmıyorsanız niye varsınız? Niye oradasınız? Korkuyor musunuz? Korkuyorsanız, neden bu işe talip oldunuz?

“Sahip çıkmayana sahip çıkılmaz.” Sahip çıkın.
Allah sizlere üç dönemdir hükümet olma izni verdi. Buna sahip çıkın. Allah size gözünü budaktan esirgemeyen bir başbakan ve kadro verdi. Onlara sahip çıkın.
O başbakan ki, bugünün dünyasında yüz devletten seçime girse, doksan devlette zorlanmadan seçimi kazanabilecek bir kişidir. Sahip çıkın.
Bakın bizim ezeli düşman bildiğimiz Yunan halkı bile; “Siz istemiyorsanız Recep Tayyip Erdoğan’ı bize verin” diyorlar. Bunda samimiyim. Bunlardan Avrupa’da yaşayan birçok Yunanlı’yı bizzat tanıyorum.

“Korunmayan herşey elden çıkar.” Koruyun!
Allah’ın size verdiği idare etme vazifesini koruyun ve hakkını vermeye çalışın. O çalışkan kadroyu koruyun. Beyaz kefenini ta işin başında giymiş olan başbakanı koruyun, o başbakanın ekibini koruyun.
Unutmayın!.. Talip olduğunuz her imkanı Allah size nasip etti. Size verilenleri korumak ve gereğini yapmak baş vazifelerinizdendir. Bu vazifeden asla kaçamazsınız.
Birilerini rencide etmekten, düşmanlık oklarını üzerinize çekmekten korkmayın. Siz zaten bu vazifeye talip olmakla her türlü tehlikeye “evet” demiş durumdasınız.
Sizler ta başından beri Recep Tayyip Erdoğan ile beraber olmanın ateşten gömlek giymek olduğunu biliyordunuz. Öyle ise bugün ondan kaçmak veya susmak niye?
Sayın başbakanın ondan öncekiler gibi gelene ağam, gidene paşam demeyeceğini de biliyordunuz. Milletten izin aldım, yan gelir yatarım, maaşımı alır yerim demeyeceğini ve dedirtmeyeceğini de biliyordunuz. Böyle bir lidere içerideki ve dışarıdaki bütün vatan düşmanlarının savaş açacağını, onu yok etmek için olmadık yollara başvuracaklarını dahi biliyordunuz. Sayısız suikast ve akılalmaz tertiplerin düzenlendiğini gözlerinizle görüp yaşadınız. Reis’in partisinden milletvekili olmanın oyun oynamak olmadığını da biliyordunuz. Ve bunları bilmenize rağmen Reis ile beraber ülke idaresine talip oldunuz.
Şimdi hepinize soruyorum. Neden susuyorsunuz? Neden meydanlarda birkaç vekilden fazlasını göremiyouz?
- “Ey Musa! Sen git Allah ile beraber Fravun’a karşı savaşın, biz burada bekleyelim.” diyen İsrailoğulları gibi, “Ey Recep Tayyip Erdoğan! Sen git Allah ile beraber bu vatan ve milletin düşmanlarına karşı savaşın.” mı diyorsunuz?
- “Allah düşmanları’nın dediği gibi, “Erdoğan, çok asabi, hırçın, halkı ayrıştırıyor, devamlı kavga çıkartıyor, etrafımızda dost ve müddefik devlet bırakmadı. Öyleyse o savaşsın, biz karışmayalım” mı diyorsunuz?
- “Erdoğan gerekli mücadeleyi yapıyor, bizim rahatımızı bozmamıza gerek yok” mu diyorsunuz?
- “Bir gün Erdoğan gider ve Allah Düşmanları tekrar iktidara gelirse bizim rahatımız bozulur. Bizler bunlarla ilişkilerimizi kesmeyelim. Bu kavgaya da karışmayalım” mı diyorsunuz?
Eğer böyle düşünürseniz, sizin o Allah Düşmanları’ndan ne farkınız kalır?
Herhangi bir yerde toplanıp bir deklarasyon yayınlamak, olanları kınamak ya da protesto etmek çok mu zor? Bir radyoya, bir gazeteye, bir televizyona bir kaç kelimelik açıklama yapmak çok zor bir iş mi?

Bekçisi bulunmayan bağ talan edilir. Size emanet edilenlerin bekçisi olun!
Bütün Müslümanların umut ve sevgi ile baktığı ve kurtuluş meşalesinin yakılacağı yer olduğuna inandığı Anadolu Yarımadası’nın bekçisi olun. Asırlar boyu o topraklarda iman bayrağının dalgalanması için can, mal ve evlatlarını feda eden atalarımızın kabirlerinin bekçisi olun. Bize emanet ettikleri nesillerinin bekçisi olun ki, gelecekte bizim evlatlarımızın da bekçileri olsun.
Ülke ve liderinize sahip çıkmayacaksanız, onları korumayacaksanız, bu vatanın bekçisi olmayacaksanız niye varsınız? Niçin o makama talip oldunuz?

İyiliği emretmeyen kötülükle imtihan olur. İyiliği ermredin!
Sizleri seçip oraya, Ankara’ya gönderenler, size her hak ve huhukunu savunmayı, korumayı ve zalimlerden haklarını almayı da emanet ettiler. Sizler de iyiliği, güzel şeyleri yaparak ve emrederek vazifenizi yerine getirmiş olacaksınız. Vazifenizi yerine getirmekte tereddüt etmeyin.

Men edilmeyen bir kötülük bütün topluma bulaşır. Kötülüğü men edin!
Devletin görevi tebasını yani milletinin canını, malını, evlatlarını haysiyetini, şerefini, ırzını korumaktır. İçeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlike ve saldırılara karşı korumaktır. Öyle ise sizler, toplumu bir kurt gibi içten ve dıştan gemiren tavır, eylem, saldırı ve kötülüklere karşı koymanız gerekir. İşte bu kötülükleri men etmek sizin görevinizdir.

Takip edilmeyen işler suistimale uğrar. Takipçisi olun!
İyiliği emretme, kötülükten men etme işini verdiğiniz kişileri takip edin. Görev verilen memurları ve yaptıkları işleri takip etmez, herşeyden habersiz bir şekilde yaşamaya devam ederseniz, bir gün asla çözemeyeceğiniz kadar büyük ve girift problemleri kucaklarınızda bulursunuz.
Yol yakınken vazifelerinizi yerine getirin. Biliniz ki, iş işten geçtikten, atı alan Üsküdar’a vardıktan sonra harekete geçmek hiçbir işe yaramaz.
İyiliği emretmiyor, insanları kötülüklerden men etmiyor ve görev verdiklerinizi ve görevlerini takip etmiyorsanız niye varsınız?

Savunulmayan hakka ortak olmaya kimsenin hakkı yoktur. Hakkı savunun!
Mektebiniz, meşrebiniz, grubunuz, tarikatınız, soy ve sopunuz ne olursa olsun, sadece hakkı savunun. Sevdiklerinizi, varsa efendilerinizi, mektebinizi, meşrebinizi, grubunuzu, tarikatınızı, soy ve sopunuzu hakka tercih etmeyin, Hakk’ı onlara tercih ediniz. Nefsanî, şehevî bir tavır ve gönül bağı ile hareket ederseniz, işte o zaman siz vazifenize ihanet etmiş olursunuz. Unutmayınız.

Düşmansız kalan batıl, ipten boşalmış boğa gibi her yana saldırır. Batıla düşman olun!
Bâtılı bir kez başıboş bıraktık, o da bizleri esir aldı. Niye biz bir buçuk milyardan fazla olmamıza rağmen esaret altında ömür çürütüyoruz? Niye her gün binlerce Müslüman can veriyor, yaralanıyor, esir düşüyor? Hakikati bırakıp batılı baş tacı etmiş olmamızın bir sonucu olmasın bütün bunlar?
İşte şimdi son kalemiz olan Anadolu’ya son darbeyi vurmak için iç ve dış düşmanlarımız söz birliği, gönül birliği, imansızlık birliği oluşturmuşlar. Bu son kalemizin de elimizden uçmaması için batıla geçit vermeyiniz.

Bâtılı ortadan kaldırmak için çaba harcanmazsa, o batıl hakim olmak için toplumu esir alır. Batılı ortadan kaldırmak için çaba sarfedin!
Eğer huzurlu bir hayat bekliyorsanız, eğer nesillerimizin huzurunu istiyorsanız, huzurlu bir ülke istiyorsanız, vatanın elimizden uçup gitmesini istemiyorsanız batılı ortadan kaldırmak için ayağa kalkınız.
Hakkı savunmuyor, batıla düşman olmuyor ve batılı yeryüzünden kazıyıp tarihin çöplüğüne gömmek için çaba sarfetmiyorsanız niçin varsınız? Niçin meclistesiniz?

Zorluklar sizi Allah’a yaklaştırsın. Sabırlı olun! Allah imanınızı artırsın!
Son zamanlarda yaşadıklarımız bütün milleti gerçekten yaraladı. İmanî olarak, amelî olarak, insanî olarak yaraladı. Bu olanlar şeytana güç ve kuvvet bahşederken bizleri hüzüne boğdu. Hiç beklemediğimiz bir anda dinimize, kitabımıza, insanımıza, devletimize, hükümetimize kastedilmiş olması bizleri yaraladı. Beklemediğimiz fertlerden gelen bu darbe bizi sonsuz bir şekilde yaraladı.
MOOSAD, CIA, BND, MI5, Vatikan, Opus Dai, Tapınak Şövalyeleri gibi karanlık mihrakların pohpohlaması ve esir alması ile bizden bildiğimiz insanların darbe yapmaya kalkışmaları bizleri derinden yaraladı.
İşte bunlar, bizim imanımızı kuvvetlendirmeli, umutlarımızı çoğaltmalı, saflarımızı sıklaştırmalı.

Şeytana düşmanlıktan vazgeçilmesi onun düşmanlığını bertaraf etmez. Şeytana düşman olun!
Bilirsiniz ki, şeytan hem cinlerden, hem de insanlardan olur. Kötülüğü emreden insanlar birer azılı şeytandırlar. Baş şeytan İblis ve onun yanındaki şeytanlar ile insanlardan olan şeytanların temelde birbirlerinden asla farkları yoktur. İkisi de hakka düşman, batıla dost olmayı emrederler. Sizler her ikisine de düşman olunuz. Onların zulüm ve fesatlıklarından bu milleti korumaya gayret ediniz.

Allah Teâlâ’ya olmayan hizmet ya ihanettir, ya da menfaat uğruna yapılıyor demektir. Hizmetiniz Allah için olsun!
Birileri yarım asır önce yalanlarla, Allah ve Rasulü’ne iftiralarla geldi, yine yalanlarla ve sağa sola iftiralar atarak ve ihanet ederek gidiyor. Demek ki, yalan üzerine kurulan saltanat binası sahibinin üzerine uçuyormuş. Sizler bunları unutmayınız, daima hatırlayınız ve bu millete de hatırlatınız.
Bu vatan evlatları gibi kafalarınız karıştı değil mi?. İçinizden bazılarınız o cemaat ile organik ve inorganik bağa sahiptiniz. En azından sempati duyanlarınız vardı. Sevgi ve saygınız vardı. Bir sabah tam tersi bir dünyaya gözünüzü açmış gibi uyandınız. Ondan sonra gitmek ve kalmak arasında bocalamaya başlayanlarınız oldu. Bu durum toplumumuzun her kesiminde vuku buldu. İmanlı olanlar git-geller yaşadı, ateistler ve imanı zayıf olanlar daha bir boşluğa düştü.
Burada size düşen görev önce toparlanmanız, yanlış yapanları, küfürle bir olup bu vatana, millete kastedenleri beyin ve gönüllerinizden söküp atmak, milletimizin geçirmekte olduğu bu sarsıntıdan kurtulması için onların maddi ve manevi tedavisi için kolları sıvamaktır.
Farkındamısınız bilmiyorum ama her gün onlarca soru ile karşılaşıyoruz.
-     Neler oluyor?
-     Nereye gidiyoruz?
-     Ülke bölünecek mi?
-     Türkiye yıkılıyor mu?
-     Vatanımız işgal mi edilmek isteniyor?
-     .........
Bir de bunlara siz milletvekillerinin suskunluğu eklenince toplumumuzun tedirginliği daha da artıyor. Bari bu milletin kaygılardan, korkulardan ve umutsuzluklardan kurtulması için gerekeni yapınız.

Muhterem Milletvekilleri!
Sizlere gönlümden nasıl gelirse öyle hitap etmeye çalışıyorum. Unutmayınız ki, son bir iki yıldan beri haçlı orduları vargüçleri ile saldırıyor. Onları anlıyoruz da, şu içimizden çıkmış fakat haçlıların piyonu, sopası, taşeronu, marabası olan adamlara ve muhaliflere ne diyelim? Elbette onlara diyeceklerimiz var. Fakat sizler meclisin ekseriyatını teşkil ediyor olmanıza rağmen seslerinizin çok ama çok cılız, hatta çıkmıyor denecek kadar az olduğuna sadece ben değil, birçok vatandaşımız inanıyor ve sosyal medyada, birebir konuşmalarda dile getirenler az değil.
Sizlere verilen bir oy, ne bir kağıt parçası, ne bir değersiz mal, ne de malayani bir nesnedir. O bir anlaşma, o bir namus, şeref ve haysiyet anlaşmasıdır. Sizler bütün bunları koruyacağınıza, sahip çıkacağınıza söz verdiniz. Öyle ise sözünüzü getiriniz.
Allah size öyle bir lider, öyle bir kadro nasip etti ki, dünyada birçok devlet öyle bir lidere ve kadroya sahip olmak için neleri feda etmez.
Şu yanıbaşımızda ve ebedi düşmanımız olan Yunan bile ona talip. Yaşadığım şehirde birçok yunanlı “eğer istemiyorsanız, Recep Tayyip Erdoğan’ı bize verin” dediklerini sizlere aktardım. Yüz ülkede seçime katılsa en az doksan ülkede seçimi kazanabilecek bir başbakana sahibiz demiştim. Böyle bir ekibin her an elde edilebilecek bir kazanç olmadığını ilan ettim. Bütün bunların kıymetini iyi biliniz.

Muhterem Milletvekilleri!
Allah’ın Peygamberin, dinimizin, kitabımızın, Müslümanların dostlarını ve düşmanlarını asla unutmayın. Aşağıda özet olarak vereceğim insanın iliklerini kurutan ifadeleri tetrar tekrar okuyunuz ve asla unutmayınız.

“Taarruz Edin, Dosya Hazırlayınız”
"Ok yaydan çıktı bir kere. Bu safhadan sonra geri dönüş 'yok olmamız' anlamına gelir. Onun için tüm imkanlar kullanılarak taarruz tek yoldur. Önümüze kim çıkarsa ezip geçeceğiz. Seçimlerde yüzde 65 ile bile gelseler, dosyalarla götürmek zorundayız. 44 yılda ördüğümüz hırkayı 'buyrun siz giyin' diyecek değiliz." ifadelerini unutmayınız.
Bu ifadelerin ne anlama geldiğini ve onu söyleyen şahsın ruh ve kişilik halini alınızdan asla çıkarmayınız.

“Müslümanlara Karşı Herkesle İttifak Kurun”
"Komünist, faşist, Alevi ve CHP'li farketmez herkesle ittifak edin" talimatını unutnayın.
Şeytandan kaçar gibi siyasetten kaçan zatın politikaya nasıl bulaştığını ve hedefine ulaşmak için yapmayacağı hiçbir kötülüğün olamayacağını unutmayınız.

“Her Kötülük Hizmet(!) İçin Mübahtır”
"Hayrı kesir için şerri galil irtikap edilir. (Büyük bir fayda için küçük kötülük yapılabilir) 150 devlet içinde hizmet hareketimiz ve müesseselerimiz var."
Bu ifadelerin alim ve evliya kabul edilen bir insanın ağzından çıkamayacağını asla unutmayınız. Eğer bu sözler bir insanın ağzından çıkabiliyorsa, o ne bir alimdir, ne de bir müslümandır. Müslümanlara saldırın diyen bir insanın soyunu sopunu iyi araştırınız.

“Türkiye’yi Feda Edin! Ölüm ve İhanet Timleri Hazır”
"Bu hizmetin bekaası için gerekirse Türkiye feda edilir. 5 bin savcı o kadar hakim, onbinlerce polis ve asker şehit olmaya hazır. Kayıplar önemli değil. Türkiye'deki mücadelede ABD'nin yanında yer alırsak güçlü çıkarız" ifadelerini aklınızdan çıkarmayınız.
Bu ölecek ve öldürecek insanların pardon piyonların kimlere karşı kullanılacağını asla unutmayınız. O Müslüman gördüğümüz insanların bize karşı kimlerin emrinde savaşa kalkıştıklarını asla aklınızdan çıkarmayınız.
Türkiye’yi feda etmeyi emreden adamın ihanet içinde olduğunu asla unutmayın.

“Savaş Tamtamlarına Devam”
"Tedbir, inkar ve takiyye ile her yolu kullanarak mücadele edeceksiniz. 93'ten sonra mütevelli olanlara yetki verilecek. 93'lü yıllarda hizmete girenler bugün yapılıp söylenenleri geçmişle mukayese edip sorguluyorlar. Bunlarla bir sonuca varmamız mümkün değil. İstişareye tabi olunacak. Orada tebliğ edilenlere mutlak itaat edilecek. Başbakan bu gücü tahmin edemediği için baş edeceğini düşünüyor." sözleri ile ihanetin kotlarının verildiğini aklınızdan çıkarmayınız.

“İhsanet Edin, Tehdit Edin, ABD’nin Yanında Yer Alın”
"Bütün bilgiler her alanda amir, memur, hakim, savcı, asker, general, vali, müsteşar, esnaf ve talebe sayı ve özellikleriyle masamızda. Herkesi her an 'hain ilan ediliriz' endişe ve baskısı altında tutun. Gerekirse zaaflarını açıklamakla tehdit edin. Hizmetimizi muhafaza için güçlü olandan yana olmak esas düsturumuz olmalı. Türkiye'deki mücadelede ABD'nin yanında yer alırsak güçlü çıkarız." Herkesi zaaflarıyla baskı altına alın emrinin verildiğini aklınızdan çıkarmayınız.
Müslümanlara karşı mücadelede –bu mücadele değil ihanettir- kafirlerin yanında yer alanlar Kur’an’ı Kerim’i inkar ettiklerini hiç düşünmüyorlar mı?

“Türkiye’yi Yıkıp, Tayyip Erdoğan’ı Öldürmek Gerek”
“Paralel İhanet Çetesi” (PİÇ) liderinin şu ifadelerini evlerinizin bütün duvarlarına kazıyın.
"Üç yıldır Uzun'un ölümü için dua ediliyor. Hala ayakta. Demek ki halisane dua etmiyorsunuz. MOSSAD, CIA ve diğerleri Uzun'u götürmek istiyor. Bize de onun akılsız davranışları yüzünden '159 ülkedeki okullarınızı kapatırız ya da RTE'yi götürüsünüz' diyorlar. Hizmetimizin selameti için 1 kişi veya ülke gitse ne olur."
Sözlerinin bizim bir cemaat olarak bildiğimiz grubun gerçekte bir “Terör Örgütü” olduğunu ispatladığını, bütün müslümanların hatta esir ve mazlum diğer milletlerin kendi liderileri olarak gördükleri başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı öldürmek istediklerini ifşa ediyor. Bu terör örgütünün küfür adına, Allah Düşmanları adına vatanımızı gözlerini kırpmadan yok etmeye istekli olduklarını deşifre ediyor.
Kendilerinin dünyevi sefahat ve saltanatları için Türkiye’yi yoketmeyi bile göze aldıklarını ifşâ ediyor. Karşımızda gerçekten, psikopat insanların varlığını bize açıklıyor.
“Hizmetimizin selameti için 1 kişi veya ülke gitse ne olur." Bu sözler Gülenizm Terör Örgütü liderine ait. Tercüme etmem gerekirse o diyor ki: “...Recep Tayyip Erdoğan ölmeli, Türkiye yıkılmalı”
Bunları aklınızda tutarak vazifelerinizi yerine getiriniz.

Muhterem Milletvekilleri!
Şimdi başlarınızı ağuçlarınızın arasına alın ve düşünün.
Mektebiniz, meşrebiniz, grubunuz, tarikatınız, cemaatiniz mi önce gelir, vatan, bayrak, devlet ve hedef alınan kader arkadaşlarınız mı önce gelir, onu düşünün. Sonra karar verin. Fakat kararınız ihanetiçilerin, Allah düşmanları’nın ekmeğine yağ sürme babında olmasın.
Eğer korkacak, eğer hainlere olan ailevi ve kalbi yakınlığınızdan dolayı vazifelerinizi savsaklayacaksanız, lidere ve ekibine sahip çıkmayacaksanız, hakkikati dile getirenleri hainlere teslim etme eğilimi gösterecekseniz lütfen söyleyin. Paralel adı verilen yeni Terör Örgütü’ne destek olmanın, ABD, Siyonizm, AB Vatikan ve diğerlerine destek olmak olduğunu bilerek, bununda vatan hainliği olduğunu bilerek gerçeği söyleyin. Saflarınızı belirleyiniz.
Eğer safınız can, mal ve evlatlarına kastedilenlerin tarafında olursa, başta ben olmak üzere bu vatanın yiğit evlatları önünüzde siper olur, saldırılara karşı dururuz. Yok eğer kararınız onlardan yana olursa, biz o zaman yalnız bıraktığınız Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi başta olmak üzere bu milletin mazlumlarının önünde siper oluruz. Canlarımızı seve seve feda ederiz.
Ya kalkın vazifenizi yapın, ya da susmanızın sebeplerini açıklayın ki, bizde ona göre kendimize bir yol haritası çizelim.
Bir şey daha. Cumhurbaşbakanımızın dediği gibi ben de sizden “Yiğitlik bekliyorum.”
Selam ve dua ile...

Muhammed Mücahid Okcu
Devamını Oku