Hasan
Karakaya
Karakaya
hasan.karakaya45@gmail.com
Bir işadamının kâbus dolu günleri... Ve Gülen’in
“teknik nakavt” talimatı!
07 Mayıs 2014 Çarşamba
Sonra
söyleyeceklerimi en baştan söyleyeyim de “durduğum yer” belli
olsun...
Ben, “darbe
amaçlı kirli 17-25 Aralık operasyonları”nın, “yolsuzluk ve rüşvetle
mücadele”amacıyla yapıldığına kesinlikle inanmadım, hâlâ da inanmıyorum...
Bu “operasyon” esnasında “gözaltına” alınan
ya da “tutuklanan” 4 bakan çocuğu ile ilgiliMeclis’e
verilen Soruşturma Komisyonu Kurulması önergesi, önceki
gün 459 oyla kabul edildi... “Sadece 9 ret oyu” çıktı
ki, sonuç ortada: “Dört bakan”la ilgili “Soruşturma
Komisyonu” kurulacak ve bu Komisyon; eski Bakanlar Zafer
Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar’la
ilgili iddiaları soruşturacak!..
Ama, oylamanın böyle
sonuçlanması, benim kanaatimi değiştirmez... Ben, 17-25 Aralık
operasyonlarının, hâlâ “AK Parti İktidarı’nı devirme” amaçlı
olduğuna, “Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bileklerine kelepçe takmayı” düşündüklerine, “sonunun
da Özal’dan beter olacağını” plânlandıklarına inanıyorum...
Dolayısyla;
Operasyonun
adının “rüşvet ve yolsuzluk” olması sadece “bahane”dir,
sadece“itibarsızlaştırma” amaçlıdır!..
GALİP ÖZTÜRK’ÜN
YAŞADIKLARI
Buna, önceki gece bir
defa daha kanaat getirdim... Herhalde seyretmişsinizdir, önceki gece A
Haber’de, Sevilay Yükselir’in sunduğu “Yüzde 100
Siyaset” programında Metro Turizm’in sahibi Galip
Öztürk konuştu ve kelimenin tam anlamıyla “Paralel Yapı’nın
kirli çamaşırları”nı tek tek ortaya döktü.
Galip Öztürk’ün 25
Mart tarihli Sabah’ta yayınlanan röportajını okumuştum.
Orada, özetle diyordu
ki;
“Her seferinde başka
bir istekle geldiler. Açıktan istedikleri 2 milyon 750 bin
TL’yi vermeyi reddedince, hakkımda bir “iftiraname” hazırlayıp
beni hapse attılar, 14 ay hapis yattım... Ticari
ilişkilerimi bozdular, 200 milyon dolar zarar ettim. Ben yine hayır için
bunlara yardım yapmaya devam ettim. Samsun’daki Canik Başar
Üniversitesi’ne 4 milyon 650 bin TL nakit paraverdim. O okulun
kaba inşaatının tamamını ben üstlendim.
Bu para isteme
trafiği 6 ay sürdü. “Makbuzsuz vermem” deyince Mimar
Sezgin Yılmaz bana;Organize Suçlar Şubesi’ndeki dosyamdan bahsetti. “Dosyaları
devreye sokarız. Arkadaşları durduramıyoruz” dedi. Amerika’da
çocukluk arkadaşım var; İsmail Tüysüz, Orlando’da yaşıyor. Beni
aradı. Pensilvanya’dan gelen bir arkadaşının, parayı
vermediğim için bana operasyon yapılacağını söylediğini anlattı. Başka
bir arkadaşım da “Bunlar senin başına çorap örecek, kaç” dedi.
25 Şubat... Yani 11 gün sonra
bir cumartesi. Kahvaltımı yaptım. Polonezköy’e gelirken önümü kesti
polisler. “Yurtdışına kaçıyordu” diye beni gözaltına aldılar.
Şubeye gittiğimde, borsa manipülasyonu yapmak iddiasıyla
gözaltına alındım.”
HİZMET’İN SELÂMETİ,
ÜLKENİN FELÂKETİ!
Ya sonra; Galip
Öztürk, “daha sonra olanları” da, önceki akşam A Haber’de
anlattı.
“Metro’ya operasyon
yapıldığında, 1700 çocuğa burs veriyordum... Ama onlar, bursların Hizmet
üzerinden verilmesini istiyordu... Oysa ben, bir işadamı olduğum için Hizmet’in
adamı değil, hizmetlerin adamı olarak görülmek istiyordum.”
Ama onlar, her
seferinde “Hizmet’in Selâmeti” diyorlardı... Ben ise,
bunların “Türkiye’nin felâketi”ne yol açacaklarını görüyordum...
Hem de, taa 2009’dan bu yana...
Sağda-solda
konuştuklarımı ve arkadaşlarımla yaptığım konuşmaları, daha sonra önüme
koydular... Dosya dosya suç üretmişler... Düşünebiliyor musunuz; sadece
telefon görüşmelerim 52 klasör tutuyor!..
Bunlar; size,
aklınızın eremeyeceği kadar pislik atabilirler... Devlete o kadar sızmışlar ki,
Polis’teki çaycı bile Paralel’den!..
Savcı Muammer Akkaş
ile karşılaşınca, nasıl bir operasyonla yüz yüze olduğumu çok daha iyi
anladım.”
HÜSEYİN GÜLERCE DEMİŞ
Kİ!
Galip Öztürk, henüz tutuklanmadan
önce; o günlerde Beyaz TV’de program yapan Hüseyin Gülerce’ye
gitmiş...
“Hizmet hareketine
yaptığı milyonlarca dolarlık yardımları” anlattıktan sonra; “Bunun
ödülü bu operasyon mu olmalıydı?” mealinde bir soru sorunca; Hüseyin
Gülerce, bir araştırma yapacağını söylemiş... Daha sonra Taksim’de bir
otelde görüşmüşler... Gülerce, orada demiş ki;
“Seninle ilgili
operasyonu yürüten polislerin Hizmet’teki çocuklarla bir ilgisi yok... Bu
operasyon, kesinlikle bir Derin Devlet operasyonudur... Sen git, derdini
Başbakan Erdoğan’a anlat!”
Ne dersiniz; Hüseyin
Gülerce’nin bu sözleri bir “itiraf” değil midir?.. Demek
ki; Emniyet Teşkilatı’nda, “Hizmet’in çocukları”ndan
oluşan bir “Paralel Yapılanma” kurulmuş!..
Ki, daha sonra
programa bağlanan Hüseyin Gülerce; “Taksim’deki bir otelde Galip Öztürk
ile yaptıkları görüşmeyi doğruladı” ama “öyle demedim” dese
de, ağzından kaçırdı!..
Kayıtlar ortada...
Hüseyin Gülerce, programa
bağlandığında, “O polisler Hizmet’in çocukları olamaz” dediğini
söyleyince, Galip Öztürk dedi ki;
“Nasıl olamaz?..
Sizin olamaz dediğiniz o çocuklar, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kapısına dayanan
çocuklar değil miydi?!?..
Kaldı ki;
Bana yönelik
operasyonu yürüten Turgay Karagöz, şu anda devlet parasıyla yurtdışındadır!..
Taksim’deki
görüşmemizde, Kuzey Irak İmamı denilen Talip Büyük de vardı... İsterseniz ona
sorun, orada kimin ne dediğini!”
10 MİLYON DOLAR
VERİRSEN!
Galip Öztürk, tutuklandıktan
sonra, cezaevine “Paralel’den” olduğunu gizlemeyen Kasım
Mete adlı bir “avkat”ın geldiğini ve kendisine şöyle bir
teklifte bulunduğunu söyledi:
“Bu tatsızlıklar oldu
ama, Hizmet’e 10 milyon dolar verirsen, seni buradan kurtarabiliriz!”
Ama, vermemiş Galip
Öztürk...
Görüyorsunuz ya;
Dışarda söğüşleme,
içeride söğüşleme, dışarı çıkarmak için söğüşleme!..
Hakkında “19
eylem”den dâvâ açılmış, “3 eylem”den ceza alıp, “14 ay
hapis” yatmış!..
İşlediği “suç”lardan
biri neymiş biliyor musunuz?.. Samsun’a giderken, “trafik polisleri”durdurmuş... “Ehliyet-ruhsat
kontrolü” yaptıktan sonra, “buyrun gidebilirsiniz” demişler!..
Tam gideceği sırada,
bir “komiser” gelmiş yanlarına... “Ooo Galip Bey!” deyip,
başlamış ileri-geri konuşmaya!.. Biraz “tartışma” yaşansa da,
devam etmişler yollarına!..
Galip Öztürk Samsun’a
varınca, “bir arkadaşına” telefon açıp, “yolda
yaşadıklarını”anlatmış, “komiserin tavrının bir devlet memuruna
yakışmadığını” filan söylemiş!..
Vayy sen misin “telefon” eden,
sen misin “komiser”den yakınan?!?..
Ne bilsin ki,
“Telefonu
dinleniyor!”
İşte, “19
suç”tan biri de, “telefonda komiseri şikâyet”miş, iyi mi?..
Çünkü, onu da
dinleyip, kaydetmişler ve “suç” olarak dosyaya koymuşlar!..
HER KILIĞA GİRERLER!
Galip Öztürk,
“Paralel Yapı”nın ne menem bir şey olduğunu, Sabah’taki
röportajında şöyle anlatmıştı:
• “Bir
şekilde para sızdırıyorlar sizden. Okul parası ödemezseniz, kurban parasıyla
geliyorlar, çocuğunuzun velisi diye geliyorlar. Ufak ufak almaya başlıyorlar.
Her şekilde, her ortamda ve her kılıkta olabiliyorlar. Çok iyi kamufle
oluyorlar ve çok dikkat edilmesi gereken bir süreçteyiz.”
•“Sonradan başka
suçlar çıkarmaya başladılar. 19 ayrı eylem, borsa hariç. Bu 19 eylemin
16’sından beraat ettim. Ceza aldığım eylemlerden biri, grup şirketlerimizden
birinin Bolu’da otogar ihalesine girmemesiyle ilgili. Girmediğim ihaleden ceza
aldım yani.”
• “Hizmet
dışında kalan herkes, onlar için ‘şüpheli’ kişidir. Hele hele eğer onlar için
kötüyseniz, ağzınızla kuş tutsanız, her şeyiniz düzgün olsa, yapacağınız hiçbir
şey yok. Onların kara listesindesiniz artık.”
Önceki gece
ise, “daha ilginç” bir söz söyledi:
“Son 22 yılda;
Paralelci’lere daha çok olmak üzere, birçok cemaate en az 100 milyon dolar
yardımda bulundum...
Cami dediler verdim,
okul dediler verdim, Kur’an Kursu dediler verdim, hastane dediler verdim...
Ne zaman ki;
Paralel’in önce
Kenya, sonra İstanbul İmamı olan Ahmet Kara, yanında Murat Yıldırım olduğu
halde gelip, Afrika için 8-10 trilyon istedi; ben de, para vermek yerine ne
yapılacaksa kendimin yaptıracağını söyledim, işte o zaman hedefe konuldum!..
Hem, onlara niye para
vereyim ki?.. O parayı binaya harcayacakları ne malûm?..
Gayet iyi biliyorum
ki; sırf ABD Başkanı Obama’ya yaklaşıp, şirin görünebilmek için, Obama’nın
Kenya’daki akrabalarını hediyeye boğuyorlar!”
Hasılı kelâm; Galip
Öztürk tüm bunları “duymuş” biri değil...
Bizzat “görmüş” ve “yaşamış”bir adam...
Tüm çabası, “kamuoyundaki
karartılan imajını” temizleyebilmek!..
NUSRET ARGUN’UN
YAŞADIKLARI
Kaldı ki; “kâbus
dolu günler” yaşayan ve “Paralel’in tek mağduru” olan
da, sadece Galip Öztürk değil... Bir diğer “mağdur” da, Okyanus
Şirketler Grubu’nun sahibi Nusret Argun... O da, 25
Nisan 2008’de yapılan ve adı “bilinçli” olarak “Final” konulan
bir operasyonla, yani“Polis Şefi Salih Tuzcu’nun final operasyonu” ile
gözaltına alınmış!..
O da, “Örgüte
boyun eğmediğim için hedef seçildim” diyor ve ekliyor: “Delil
torbasını açmadan 180 yıl ceza verip, hayatımı kararttılar!..”
Tıpkı 1998’de MÜSİAD’a,
daha sonra Deniz Feneri ve İHH’ya yaptıkları
operasyonlar gibi!..
Ya “para” için,
ya da karşılarında “rakip” bırakmamak için!..
TEKNİK NAKAVT TALİMATI
Peki, “emir
ve talimat” nereden?.
Önceki gece öğrendik
ki;
“Emir Pensilvanya’dan!”
Daha önceleri;
“Gerekirse hakim ve
savcıları satın alacaksınız!.. Yapamıyorsanız avukat ve hakim
kiralayacaksınız!..”
Diyen Fetullah
Gülen’in son olarak; “teknik nakavt” taktiği verdiği
ortaya çıktı...
A Haber’de “ilk
defa” yayınlanan ses kaydında Fetullah Gülen diyor
ki;
“Kuvvet dengesinin
olmadığı yerde teknik esastır... Karşı tarafı teknik nakavt edecek, hep haklı
görüneceksin!.. Herkes seni haklı görecek, alem sana haklı diyecek ve ‘nesi vardı bu
insanların’ diyecek!..”
Fetullah Gülen’in bu konuşmalarının
da yer aldığı “CD ve harddisk”ler, “Ankara’nın bir köyü”nde, HSYK
hakimlerinden Yıldırım Şimşek tarafından tam “fırında
yakılacağı” sırada,“son anda” kurtarılmış!..
Bu hakim, bu “bilgi
ve belge”leri niye yakmak istedi acaba?..
“Paralel’den umudu
kalmadığı” ve
dolayısıyla “delilleri yok etmek” için mi, “önemsiz”(!)
gördüğü için mi?..
Sebep, her ne olursa
olsun; Fetullah Gülen’in bir “Hocaefendi” değil,
bir “örgüt lideri”olduğu, bir defa daha ortaya çıkmıştır!..
Böyle bir “örgüt” tarafından
gerçekleştirilen “17-25 Aralık Operasyonları”nın da “yolsuzluk
ve rüşvet” olduğuna kimse inandıramaz beni!..
“Yapılanlar” ortada,
“Yaşayanlar” ortada!..
Hâlâ neyi
tartışıyoruz?..
Dua edelim ki;
“Uzun Adam” yaşıyor!..
**********************************************************************
Fetullah Gülen’in akıl
hocası bir “homo” imiş!
Bugünkü 1.
sayfamızda, “Fetullah Gülen’in akıl hocasının FBI Ajanı John Edgar
Hoover olduğunu” manşete çektik...
Peki, “Gülen’in
akıl hocası John Edgar Hoover” nasıl bir adamdır?.. Ertuğrul
Özkök, 18 Kasım 2011 tarihli Hürriyet’teki yazısında Hoover’i
şöyle anlatıyor:
“O adam, seçilmiş
başkanlardan, en güçlülerden bile güçlüydü... Çünkü o adam, tam 48 yıl, yani
yarım asır boyunca, Amerika Birleşik Devletleri’nde bütün şöhretli insanları,
siyasetçileri, aktörleri, işadamlarını dinledi... Onların telefon konuşmalarını
dinledi, kayda aldı, sakladı... Ve gerektiği anda, hiç tereddüt etmeden
kullandı... Başkanların karılarını bile dinledi. (...) Şimdi bütün Amerika onun
hakkında yapılan, J. Edgar filmini seyrediyor. (...) Ben bilmiyordum, bu film
dolayısıyla çıkan yazılardan öğrendim. Hoover, gay’miş.
Hollywood Reporter
dergisinde çıkan yazıda, gay olduğu ile ilgili iddiaların yanına parantez açıp,
‘muhtemelen’ diye yazma ihtiyacı duymuşlar.
Böyle yazmışlar ama,
filme, partneri olduğu söylenen bir erkekle yaptığı bilek güreşinden sonra,
dudak dudağa öpüşme sahnesi eklemeyi de unutmamışlar. (...) Ayrıca bir başka
sahnede de annesinin elbiselerini giymiş halde görünüyormuş.”
Gülen’in “akıl
hocası”nın bir “homo” olması, sizce de ilginç değil mi?..
http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/hasan-karakaya/bir-isadaminin-kabus-dolu-gunleri-ve-gulenin-teknik-nakavt-talimati-5954.html
